“τέτλαθι δή, κραδίη: καὶ κύντερον ἄλλο ποτ᾽ ἔτλης.”
Homer, Odyssey 20:18
“Take courage, my heart: you have been through worse than this.”
“Be strong, saith my heart; I am a soldier; I have seen worse sights than this" (via mirroir)
(Source: plutoandpersephone, via palaiologina)
+
Her dostluğun, her birlikteliğin göğünde yalnızca o gökte öylesine candan ışıldayacak yıldızlar, berraklığının lal ettiği su dipleri, o suların taşkınca kabarışları, ağzında sonsuzluğun uykusuna dalınmış taşları yontan ellerin insancıllığı olduğu kadar toyluğumuzun, anlatmadan söze devam edemeyeceklerimizin tercümesine giriştiğimiz anlarda göğsümüze kuruluveren tatminsizliğin, anlatamamanın ıssızlığını bir başımıza adımlayışımızın, suskunluklarımız, geri çekilişlerimiz, yorgunluklarımız ile birbirimizi hırçınca ya da çaresizce cezalandırmalarımızın, arzularımızın coşkunluğu ve kendilerini durmaksızın hatırlatışları ile bizi yollara düşmekten, dile gelmekten alıkoyan, arzunun ısrarından duyduğumuz hicabın saklandığı kuytuluklar da var. Kaç zamandır attığımız adımdan, soluduğumuz havadan, uyandığımız sabahın duruluğundan dahi utandığımız, bu utancı farkında olarak yahut bilisizce yaşamasızlığın yaban ellerine taşıdığımız, tekinsizliğine yana yana inzivanın kuytusunda gölgelikler aradığımız zamanlarda ne ağrılarımızı ne şaşalamalarımızı küçük görmeden, derdimize usuldan yaklaşmak, derdimizle söyleşmek, utancımızın, havsalamıza sığdıramadıklarımızın, yaralarımızın karşısına geçmek, onların kendilerini aşikar etmelerini, edebilmelerini mümkün kılmak için, kendimizi ve birbirimizi bunlara hazırlamak için ne yapabiliriz diye düşünüyorum; düşüncenin her seferinde bir yolunu bulup bizi sözün ve aktarımın alanından dilsizliğin ve belirsizliğin alanına savuran o kuytuluklara kaçışına kırgınlıkla bakakalıyorum sonra. O adsız yabancılığı dillendirmek, ona doğru yürüyecek cesareti toplayabilmek zorunluluğu birden apaçıklaşıyor gözümün önünde.
Eylül
(Source: velvetbride-blog)
+